Daha tam ayıkamadım, kusura bakma. Birazdan, gece kaldığım yerden devam ederim seni özlemeye. Ama lütfen, ayıkana kadar gülümseyeyim. Şuursuzca.
yağmur gitti. zaman bitti. pazartesiler olmasın. aman. şimdi sadece, yaşlı bir balıkçıdan dumanlı kelimeler hatırlıyorum. denize efelenmeyeceksin! denize efelenmiycesin! Ağlayacaksın Sim. Şimdi git hazırlan. Ocağa çay filan koy ne bileyim.
eurovision şarkısı diye nitlendirdiğimiz şarkılar vardır ya hani hı bu onlardan değil işte. o yüzden yarı finalden bile çıkamadı. zaten ne işin var canım senin bu “müzikli siyasetin” içinde. sen böyle bi şarkı mısın hiç?
bi de bu var. hunharca gülüyorum.




sanırım ders çalışmaktan beynim sulandı.
Kış mevsimini hep daha çok sevdim. Buz gibi hava da oturup sıcak bir şeyler içmek cam kenarında ne kadar güzel olsa da, tek başına bu değildi kış aylarını sevmemin sebebi. Dışarıya denizin kenarına gittiğimde sizi görmememdi esas sebebi. Kimseler olmadığı, sahilde bir başınalığın tadını çıkarabildiğim için seviyorum kışları. Dilediğimce kendime yahut dalgalara bağırıp çağırabildiğim, kulağımda hafifce yankılanan şarkılara son ses eşlik edebildiğim için. Oysa yaz öyle mi, hepiniz dışarıdasınız, sokaklarda, plajlarda, her yerdesiniz ve her yeri mahvediyorsunuz. Sahilin sessizliği bir çığlığa boğuluyor sizin yüzünüzden ve kum tanelerini eziyorsunuz, denizi kirletiyorsunuz. Bense sizin kış mevsiminde içine kapandığınız, saçınızın teline yağmur damlaları değecek diye korkup çıkamadığınız kutularınıza dönüyorum. Ortada bir haksızlık söz konusu, az biraz aklınız varsa siz kışın o kutularda bulunan cam kenarlarına tüneyip yağmur damlalarını izleyebilirsiniz elinizde sıcak bir bardakla, oysa ben yazın sadece geceleri yıldızlara bir göz gezdirmek için yaklaşabiliyorum cam kenarlarına ve elim boş oluyor genelde. Oysa kışın ne güzel, yağmurla birlikte ben de adımımı atıyorum toprağa ve saatlerce tek bir surat bile görmeden yürüyebiliyorum sizsiz düşünceler eşliğinde…
ve kış, koca bir kara bulut aslında. .
Bu akşamın çok daha güzel olmasına tek mani denizi görememekti. Yoksa ben kahveyi severim. Akşamın içinde kahve içerken yalnız olmamayı, bunu yaparken şahane müzikler dinlemeyi bunların hepsinden daha çok severim. Ama yalnızlıkların da çeşitleri var; acılar gibi. Ve ben yalnızlığın hep aynı türünden vurulurum. O yanımın çelik zırhı yok sanırım.
Hem kulağımdaki adam diyor ki “Yalnızlık görünmez Kaf Dağı’ndan”
Adam haklı.
bu gece de sabaha varıyor ve
şimdi buralar epeyce soğuk.
ben artık ayna değilim.
biraz nezleyim o kadar.
yüzümü ve ellerimi bir parkta unuttum.
içimde azotlu balonlar var sanki, midem yutağıma varıyor.
ne diyordu güzel adam; yaşayacağımız 2 saat, 2 satır yazıdan yeğ’dir.
bunun gibi bir şeyler.
yarın da yağmur yağacak.
çok yağacak.
burada bir kız mutlu olacak.
yazdığı hikayelerin yavaş yavaş gerçekleştiğini gören zavallı kız.
kahramana kalemle söyletirken ne kolay,
dille söz geçirmek… ölümcül bir acı.
gerçeğe inat, rüyalarım bana hiç ihanet etmedi.
rüyalara sığındım. bir ara güvendim gerçeğe sonra
boyumun ölçüsünü aldım
çok uzun sayılmam
bir sır gibi saklamayı yeğleyeceğim.
bazen yoruluyor insan.
artık çoğu kez yoruluyor insan.
mütemadiyen yoruluyor insan.
şimdi hangi vakittesin?
uyursan öleceğim.
Biri çok mutluydu, diğeridi de konuşurken onun ağzını izliyordu. Peki dedim, siz de böyle olun, ben kendime çözecek yeni bir problem bulurum. Böylece, kendimi ve diğerini bana ait olmayan bir kalp yüzünden cezalandırmayı bıraktım.

Demiştin ki; “Ömrümün sus payı bir avuç huzur”
Anlamıştım ki “Ömrümün süs payı bir avuç şiir”
Hatta bileklerinden kırılmıştı hayallerin. Sonra sen hiç görmeden bi rüzgar saçlarını okşadı, sarıldı sana usulcacık arkandan. Sonra işaret parmağını dudaklarına götürüp bana ‘sus’ işareti yaptı. Ben de sustum.
İtiraf ediyorum şimdi. Ne güzel dedin.

